Önalım Davalarında Hak Düşürücü Sürenin Başlangıcı ve Sonu Nedir ?

Önalıma ( şufa ) konu davalar gayrimenkule (arsa , tarla , bina , ..vs )  ilişkin tapu iptal ve tescil davalarındandır. Önalım ( Şufa ) davalarında hissedar olmayan kişiye satılan payın iptali ve davacı adına tescili istenir.Davanın yasada belirtilen süre içinde açılması gerekmektedir. Bu konudaki süre , zamanaşımı süresi olmayıp hak düşürücü süredir . Zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda davalı bunu ileri sürmez ise davacı davasını kazanır, alacağını alabilir. Hakim zamanaşımı süresini Devamını Okuyun →

Ceza Kanununda Objektif Sorumluluk nedir ? Netice Sebebiyle Ağırlaşmış Suç nedir ? Çeşitleri Nelerdir ?

Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanununda objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla objektif sorumluluk ” kusursuz sorumluluk” terkedilmiş olmaktadır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. bası, s.161 vd.)  765 sayılı TCK’ndaki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’nda haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında Devamını Okuyun →

5237 sayılı Türk Ceza Kanununa Göre ; Suçun Yasal Unsuru Olan Kast ile Olası Kast ve Bilinçli Taksir Arasındaki Farklar Nelerdir ?

Suçun Yasal Unsurlarından (manevi unsur ) olan Kast ile Olası Kast ve Bilinçli Taksir’ in tanımları  5237 sayılı TCK nun 21. ve 22. maddelerinde yapılmıştır.TCK 21/1. maddesine göre; Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. TCK 21/2. maddesine göre; Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir. TCK 21/3. maddesine göre; Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

Kast , suçun kanuni tanımında yer alan objektif unsurların bilinmesi ve istenmesi biçiminde de tarif edilebilir. Buna göre kast , bilme ve isteme şeklinde ifade edilen iki unsurdan oluşmaktadır. Fail (sanık ) , hareketinin kanuni tipi Devamını Okuyun →

İhtiyati Tedbir İsteyen Kişi Haklılığını İspat Etmeli mi ? İhtiyati Tedbir Nasıl Uygulanır ? İhtiyati Tedbir Kararları Temyiz edilebilirmi?

İhtiyati tedbir kararları, hukuk mahkemelerinde görülen bütün dava çeşitlerinde, ( işçilik alacaklarıyla ilgili iş davalarında, Aile hukukunu ilgilendiren boşanma, mal paylaşımı  ..vs tüm davalarında, ticari davalarda, tapu iptal ve tescili davalarında, miras davalarında, borçlar hukuku davalarında, tazminat davalarında, eşya hukuku davalarında, gayrimenkul davalarında, hasımsız davalarda ..vs. )  karşımıza çıkan geçici hukuki koruma sağlayan kararlardır.  6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun geçici hukuki koruma  başlıklı kısmında 389 ila 399 uncu maddeleri arasında ayrıntılı şekilde ihtiyati tedbir konusu düzenlenmiştir.

YARGITAY Daireleri arasında ihtiyati tedbir taleplerinin reddi veya bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilen kararlara karşı temyiz yoluna gidilip gidilemeyeceği yönünde bazı Yargıtay Hukuk Daireleri örneğin; 8.Hukuk Dairesinin  2012/1742 E., 2012/1778 sayılı  13.03.2012 tarihli kararında belirtildiği üzere  6100 sayılı HMK.’nun 391/3. maddesindeki düzenleme ile ihtiyati tedbir kararlarına karşı da kanun yolunun açık olduğu yönünde kararlar verilmiş  ancak yine bazı Yargıtay Hukuk Dairelerinin ise temyiz yolunun kapalı olduğu yönünde verdiği  kararlar nedeniyle  birbiri ile çelişen kararların ortaya çıkması  üzerine konu Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunda görüşülmüş ve Yargıtay  İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun Esas:  2013/1, Karar: 2014/1 Karar  no ile  21.02.2014 tarihli olarak verdiği  karar ile,   İlk derece mahkemelerince verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi veya bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilen kararlara karşı temyiz yolunun kapalı olduğuna karar verilmiştir. İçtihadı Birleştirme Kararı bütün mahkemeleri bağladığından kanuni düzenleme yapılmadığı sürece  ihtiyati tedbire karşı temyiz yoluna başvurulamayacaktır.

Kanunun ihtiyati tedbire ilişkin hükümleri emredici nitelikte olup her yönü ile ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Tedbirin şartları, tedbir talebinin nasıl ve nereye yapılacağı, tedbir kararının hangi hallerde verileceği, teminat konusu, itiraz konusu,tedbiri tamamlayan işlemler,  tedbirin değiştirilmesi ve kaldırılması ile tedbire muhalefetin cezası ve tazminat konuları  ayrıntılı olarak emredici şekilde düzenlenmiştir.

       Bununla birlikte  Yargıtay Kararlarının da oluştuğu bazı önemli yönlerine dikkat çekmek istiyoruz.      Devamını Okuyun →

İşçilik alacakları – Kıdem tazminatı – İhbar Tazminatı – Fazla Mesai – Genel Tatil – Hafta Tatili – Yıllık İzin Ücreti – Asgari Geçim İndirimi Alacaklarının Dava Edilmesi

        Çalışma hayatı bir çok özel kanun ile işçilerin haklarını  garanti altına almak,  korumak  amacıyla düzenlenmiş olmasına rağmen ekonomik sebepler nedeniyle  maalesef işçiler kanunda düzenlenen haklarını, işçilik alacaklarını (kıdem tazminatı – ihbar tazminat – fazla mesai – genel tatil- hafta tatili – yıllık izin ücreti-asgari geçim indirimi)  dava yoluyla almak zorunda kalıyorlar.

           Hukuk büromuza işçilik alacaklarının (kıdem tazminatı – ihbar tazminat – fazla mesai – genel tatil- hafta tatili – yıllık izin ücreti-asgari geçim indirimi) hesaplanması için veya işçilik alacaklarının dava yoluyla alınması talebiyle başvuran işçilerin beyanlarından anlaşılan duruma göre işçiler çalışmakta olduğu işyerlerinde haftalık 45 saati aşan mesai yaptırıldığını, günde 12 saat çalıştıklarını, ayda en az 1 pazar çalıştıklarını, dini ve milli bayramlar ve diğer özel günlerde de çalışıldığını ancak ücretlerinin usulünce ödenmediğini, ücretinin daha yüksek olmasına rağmen primlerin eksik ücret üzerinden yatırıldığını, iş koşullarının aleyhlerine ağırlaştırıldığını, bu durumun düzeltilmesini talep ettiklerinde ise;   Devamını Okuyun →

İşçilerin Yıllık İzin Ücretleri ve Sürelerine İlişkin Kurallar

       İşverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumlulukları 4857 sayılı  iş kanununda düzenlenmiştir. İşçilerin yıllık izin ücretlerine ilişkin hükümler kanunun 53 ve devamı maddelerinde açıklanmıştır. Bu maddelerin belirlediği yıllık ücretli izine ilişkin kuralları soru ve cevap şeklinde  ana hatları açıklayalım

    1- İşçinin yıllık ücretli izin alabilmesi için en az çalışması gereken süre nedir ?

        İşçinin yıllık ücretli izin alabilmesi için  İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olması gerekir.

    2- İşçinin yıllık ücretli izin süreleri ne kadardır ?

         İşçinin Yıllık Ücretli İzin Süreleri çalışmada geçen sürelerine göre değişmekte olup kanunda en az miktarlar belirtilmiş olup  işveren ile anlaşarak bu süreler arttırılabilir ancak eksiltilemez. Yani kanunda belirtilen sürelerden aşağı olacak şekilde kararlaştırılamaz. Bu sürelerden az yıllık ücretli izin kullandırılması işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı verir. Buna göre kanunda belirtilen asgari yıllık ücretli izin süreleri şöyledir; Devamını Okuyun →

Kişilerin Hak Edinebilme ve Borç Altına Girebilmesi – Fiil Ehliyeti – Ayırt Etme Gücü – Temyiz Kudreti

avukathakanguler      Bir kişinin kendi fiileriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesi için kendi davranışlarının yani eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilmesi, değerlendirebilmesi gerekir.      Bir kişinin kendi davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmuyorsa o kişinin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Ayırt etme gücü olmayan kişiler hak elde edebilecek veya yükümlülük (borç) altına girecek eylem ve işlemlerde bulunamazlar. Bulunurlarsa bu eylem ve işlem hukuken geçersiz olup iptal edilebilirler.

      Nitekim Medeni Kanunun, fiil ehliyetine sahip olan kimsenin, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir, şeklinde düzenlediği 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamıştır.

      10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.  hükmünü getirmiştir. Ayırtım gücü, eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde, Devamını Okuyun →

Yasal Ön Alım (Şuf’a) Hakkının Kullanılması Durumunda Ödenecek Bedel

Yasal Ön Alım (Şuf’a) Hakkının Kullanılması Durumunda Ödenecek Bedel; Tapuda Gösterilen Satış Bedeli ile Alıcı Tarafından Ödenen Tapu Harç ve Masrafları Toplamıdır. Önalım (Şuf’a) hakkı konusu  4721 sayılı Medeni Kanunun 732 ve devam eden maddelerinde düzenlenmiştir. Medeni Kanunun 732.maddesine göre; Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler. Medeni Kanunun 734 maddesine göre – Önalım hakkı(şufa hakkı), alıcıya karşı dava açılarak kullanılır.                                                                                                                                           Devamını Okuyun →

Mirastan Mal Kaçırma – Muris Muvazaası – Durumunda Miras Hakkı Çiğnenen Her Mirasçı Tapu Kaydının İptali İçin Dava Açabilir

          Tapulu taşınmazın(Gayrimenkul, arsa, tarla, daire..vs)  mirasçılardan birine mirastan mal kaçırma amaçlı devredilmesi muris muvazaasıdır.

        Uygulamada ve bilimsel çalışmalarda, muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle, mevsuf-vasıflı, muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

      Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında(01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı) açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, 6098 sayılı TBK 237. (818 sayılı Borçlar Kanunun 213) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde

Devamını Okuyun →

Yolla Bağlantısı Olmayan Gayrimenkullerin Yola Bağlantısı Nasıl Sağlanır ? Geçit Hakkı Kurulması Davası

 

 

 Geçit Hakkı Kurulması Davası

 

Geçit hakkı kurulması isteğine ilişkin davalar, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmaktadır.

Yasal düzenlemeye göre ; Taşınmazından(gayrimenkul, arsa, tarla..vs)  genel yola çıkmak için yeterli geçidi bulunmayan malik, tam bir bedel karşılığında bir geçit hakkı tanınmasını komşularından(bitişik arsa,tarla,taşınmaz sahipleri) isteyebilmektedir.

Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulamada, yola bağlantısı olmayana, mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, yeterli ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın ise nispi geçit ihtiyacı  veya geçit yetersizliği var denilmektedir.  Devamını Okuyun →