Kişilerin Hak Edinebilme ve Borç Altına Girebilmesi – Fiil Ehliyeti – Ayırt Etme Gücü – Temyiz Kudreti

avukathakanguler      Bir kişinin kendi fiileriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesi için kendi davranışlarının yani eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilmesi, değerlendirebilmesi gerekir.      Bir kişinin kendi davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmuyorsa o kişinin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Ayırt etme gücü olmayan kişiler hak elde edebilecek veya yükümlülük (borç) altına girecek eylem ve işlemlerde bulunamazlar. Bulunurlarsa bu eylem ve işlem hukuken geçersiz olup iptal edilebilirler.

      Nitekim Medeni Kanunun, fiil ehliyetine sahip olan kimsenin, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir, şeklinde düzenlediği 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamıştır.

      10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.  hükmünü getirmiştir. Ayırtım gücü, eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde, yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir. denilerek , ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.

         Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)

        Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaylara bakıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu konudaki davalarda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur.

         Bunun yanında, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır.  Esasen Türk Medeni Kanunu’nun 409/2 maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.

           YARGITAYIMIZIN İSTİKRAR KAZANMIŞ KARARLARINA GÖRE yerel mahkeme kararlarının, yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda verilmesi gerektiği belirtilmektedir.

        Yargıtay İçtihatlarında; Yerel Mahkeme tarafından gerekli araştırma ve incelemenin yapılarak 2659 sayılı yasanının 7. ve 16. maddeleri gereğince Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan hukuki işlemin yapıldığı tarihte  bu hukuki işlemi yapan kişilerin  fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda rapor alınması, tarafların tüm delillerinin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, hukuki işlemi yapan kişinin (miras hukukunda murisin işlemleri, eşya hukukunda tapu işlemleri yapan kişiler, borçlar hukukunda borçlanma işlemi yapan kişiler.. vs) ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde ise, diğer dava konusu  iddiaların  araştırılıp incelenmesi ve değerlendirilmesi, ondan sonra bir karar verilmesi gerektiği belirtilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir