Suçun Yasal Unsurlarından (manevi unsur ) olan Kast ile Olası Kast ve Bilinçli Taksir’ in tanımları 5237 sayılı TCK nun 21. ve 22. maddelerinde yapılmıştır.TCK 21/1. maddesine göre; Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. TCK 21/2. maddesine göre; Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir. TCK 21/3. maddesine göre; Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
Kast , suçun kanuni tanımında yer alan objektif unsurların bilinmesi ve istenmesi biçiminde de tarif edilebilir. Buna göre kast , bilme ve isteme şeklinde ifade edilen iki unsurdan oluşmaktadır. Fail (sanık ) , hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyor ve bunu istiyorsa kasten hareket ettiği kabul edilmelidir, ancak failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanı sıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçları da, açık bir isteme olamasa dahi kast kapsamında değerlendirilmelidir. Olası kast ise aynı kanunun 21. maddesinin 2. fıkrasında; ” Öngörmesine rağmen fiili işlemesi ” şeklinde tanımlanmış, bu kast türü ile ilgili başkaca ayırıcı bir unsura yer verilmemiştir. 5237 sayılı Kanunun 22. maddesinin 2. fıkrasında bilinçli taksirin; ” Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır ” şeklinde tanımlanması nedeniyle, bu kast türünün bilinçli taksirle karıştırılabileceği hukuk öğretisinde dile getirilmiştir. Ancak, kanun koyucu da, madde metninde yer vermediği ” kabullenme ” ölçüsüne, madde gerekçesinde; ” olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir ” şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak ölçüyü ortaya koymuştur. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki ayırıcı ölçüye gelince, buradaki en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail (sanık ) , hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bazı sonuçları da doğurması muhakkak ise, failin (sanık ) , bu sonuçlar açısında da doğrudan hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı doğrudan kasttan ayıran ölçüt, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Konunun anlaşılması için örnek olarak; A ve B, yanlarında destek amacıyla bulunan ve yardım eden sıfatında bulunan C ve D olduğu halde, F’yi öldürmek amacıyla ve fiili ortak hakimiyet kurarak ateş ederken hedef seçilmeyen (olası kastla) G’nin bir isabet alarak ölümü halinde, doğaldır ki A ve B’nin F’ye karşı eylemi insan öldürmeye kalkışma suçunu oluşturacak, G’nin A’nın silahından çıkan kurşunla öldüğü belirlenebiliyorsa olası kastın niteliği gereği sonuçtan sorumlu tutma ve faillik unsurları gözetilerek A olası kastla insan öldürme suçundan sorumlu tutulacak, B, C ve D ise beraat edeceklerdir. Dikkat edilirse ortak ve fiili hakimiyet asıl istenen hedef açısından önem taşımakta, sonucu istenmeyen ölen açısından ise önem taşımamaktadır. Olası Kastta , doğrudan kasttan, farklı olarak her iki sanık bağımsız fail gibi değerlendirilerek yalnızca isabet ettirene ceza uygulanacaktır. Gerek isabet ettirmeyen B, gerekse C ve D’ye olası kastla öldürülen G açısından her hangi bir sorumluluk yüklenemeyecektir.
Bununla beraber failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanı sıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçlarının da, açık bir isteme olamasa dahi kast kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin kabulü karşısında, örneğin F, A ve B den kaçarak bir dükkan içerisinde saklansa A ve B , aynı küçücük dükkanın içerisinde bulunan mağdur F’ye doğru öldürmek kastıyla ateş ettiklerinde hedef alanında olan G ‘yi eylemlerinin zorunlu ya da kaçınılmaz sonucu olarak öldürdüklerinde G’ye yönelik eylemin doğrudan kastla yapıldığı sonucuna varmak gerekir. Bu durumda A nın silahından çıkan kurşun ile G ölmüş olsa bile her iki fail doğrudan adam öldürmek suçundan cezalandırılacaktır.
Diğer yandan doğrudan kastın hangi sonuca yönelik olduğunu tespitte çok önemlidir. 5237 sayılı TCK’nun “Kasten öldürme” başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin 4. fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O halde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin (sanık ) , kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.07.2003 gün ve 196-212; 30.09.2003 gün ve 226-229; 08.07.2008 gün ve 88-184 ile 31.03.2009 gün ve 248-82 sayılı kararları ile de; suç nedeni, kullanılan aletin cinsi, kullanılış şekli, isabet alınan bölge, darbe adedi ve şiddeti, failin (sanık ) , suçtan önceki ve sonraki davranışları, aradaki husumet, hedef seçme imkanının bulunup bulunmadığı, mağdurdaki yaraların yerleri ve nitelikleri, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmak suretiyle kastın saptanması gerektiği belirtilmiştir.
Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Failin (sanık ) , iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.
Ceza Davasında , Şüpheli , Sanık , mağdur ve maktül açısından gerekecek hukuki yardımın ve yukarıda bahsedilen belirlemelerin ceza hukukunu bilen bir avukat vasıtasıyla yapılması şarttır.